DAVETİYE




Esra & Cem

Dügün merasiminde sizleride aramizda görmekten mutluluk duyariz.

Gükcan, Erdal Celik
Fatma, Sururi Özmen

Irtibat Erdal Celik: 0157-85412393

09.04.2017
Saat 15:00
Yer Gülüm Dügün Salonu
Knippenburg 115
46238 Bottrop




2017 yılı faaliyetlerimizi 
bilgilerinize arz eder
katılımlarınızı bekleriz.
Biz büyük bir Aileyiz.


Adresi değişmiş olan üyelerimizin
yeni adreslerini info@atyd.de e-mail
adresine bildirmeleri
rica olunur.


162449
BügünBügün53
DünDün48
Bu HaftaBu Hafta370
Bu AyBu Ay1498
ToplamToplam162449

Avrupa Tokatlılar Yardımlaşma Derneği e.V.
Europäischer Tokat Förder- und Solidaritätsverein e.V.
Vorsitzender: Hilmi Yavuz

Dieselstr. 3a
47228 Duisburg
E-Mail : info@atyd.de

Fax : 0049 (0) 2065 83 91 0
Fax : 0049 (0) 2065 83 91 29
Mobil: 0049 (0) 151 18 43 77 33

 

Coğrafya


Almus

1Orta Karadeniz Bölgesi’nde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Almus, doğusunda Reşadiye, kuzeyinde Niksar, batısında Tokat merkez ilçe, güneyinde de Sivas ili ile çevrilidir. İlçe, Almus Deresinin Yeşilırmak ile birleştiği yerde, Almus Baraj Gölü’nün kenarında kurulmuştur. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Almus’taki yükseltiler güney ve batıda yer yer 2.000 m.nin üzerine çıkar.

İlçe topraklarını doğudan batıya doğru akan ve Yeşilırmak’ın önemli kollarından biri olan Tozanlı Çayı ile Almus Deresi sulamaktadır. Tozanlı çayı aynı zamanda ilçenin kuzeyinde doğal sınırı oluşturur. Çay üzerindeki Almus Baraj Gölü de ilçe sınırları içerisindedir. Deniz seviyesinden 832 m. yükseklikteki ilçe Tokat’a 36 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 750 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 7.005’tir.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe topraklarının verimsizliğinden ötürü tarım sınırlı miktarda yapılmaktadır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, arpa ve buğdaydır. Az miktarda da şeker pancarı yetiştirilir. Akarsu boylarında aile içine yönelik sebzecilik yapılmaktadır. Baraj Gölünde de tatlı su balıkçılığı yapılır.İlçedeki en önemli ekonomik etkinlik, Almus Hidroelektrik Tesisleridir.

2İlçenin İlkçağ tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bazı kaynaklardan MÖ.550’lerde Persler tarafından kurulduğu öğrenilmektedir. Daha sonra MÖ.301’de kurulan Kapadokya Krallığı’nın hakimiyeti altına girmiştir. Kısa bir süre sonra da Pontus Krallığının yönetimine girmiş, MÖ.66’da da yöreye Romalılar hakim olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) sınırları içerisinde kalmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Danişmendlilerin egemenliğine giren yöre, beylikler döneminde Eretna Beyliğinin ve Kadı Burhanettin’in yönetimine girmiştir. 1399’da I.Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmışsa da 1402’de kısa süre Moğolların egemenliğine girmiştir. 1413’te kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

Eski adı Almus-ı Kebir olan Almus, 1890’da Tokat Merkez kazasının bir nahiyesi idi.Cumhuriyet döneminde de Merkez ilçeye bağlı bucak konumunu korumuş, 1954’te de Tokat’a bağlı ilçe yapılmıştır.

Artova

23İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu kesiminde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Artova, kuzeybatısında Zile, kuzeyinde Turhal, doğusunda Tokat Merkez, güney ve güneybatısında Sivas ve Yozgat illeri ile çevrilidir. Tokat’ın güneybatısında yer alan Artova’nın kuzey kesiminde Zile ve Turhal ovalarının devamı olan düzlükler yer almaktadır. Bunların arkasında ise kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Deveci Dağları bulunmaktadır. Deveci Dağlarının ilçe sınırları içerisinde yüksekliği yer yer 2.000 m.ye ulaşır ve Çekerek Çayı tarafından da derin vadilerle yarılmıştır.

İlçe topraklarını Yeşilırmak’ın kollarından Çekerek Çayı sulamaktadır. Çekerek Çayı’nın getirdiği alüvyonlar Artova Ovasının oluşmasına neden olmuş ve aynı zamanda burası ilçenin en önemli tarım alanı olmuştur. Deniz seviyesinden 1.165 m. yüksekliktedir.İl merkezine 38 km. olan ilçenin yüzölçümü 493 km2, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 16.246’dır.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler; buğday, arpa, fiğ, şeker pancarıdır. Az miktarda da yeşil mercimek, fasulye ve sebze yetiştirilir. İlçede yaygın biçimde hayvancılık yapılmakta olup, sığır, manda ve koyun yetiştirilir. Hayvansal ürünler özel işletmelerde değerlendirilmektedir. Sanayi kuruluşu olarak un fabrikası bulunmaktadır.

Artova’nın kuzeyindeki Yenice Köyü yakınlarında bulunan Kayapınarı Höyüğünde yapılan arkeolojik kazılar, yörenin Eskiçağdan günümüze kadar uzanan bir yerleşime sahne olduğunu göstermiştir. Kalkolitik Çağda (MÖ.5500-3500) başlayan ilk yerleşimi Frig dönemi izlemiştir (MÖ.750-546). Bundan sonra Kapadokya Krallığı yönetimine girmiş, daha sonra Pontus Krallığı buraya hakim olmuştur. Mitridates’in Romalılarla yaptığı savaşlar Artova çevresinde cereyan etmiş ve bu nedenle de yerleşim tümü ile yıkılmıştır.

Osmanlı döneminde küçük bir köy olan Artova, Sulusaray’ın 1923 tarihindeki bir depremle yıkılmasından sonra ilçe merkezi önce Çamlıbel’e, sonra da Artova’ya taşınmıştır.1944’de de Tokat’a bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.

Başçiftlik

1Orta Karadeniz Bölgesi’nde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Başçiftlik, kuzey ve doğusunda Reşadiye, güneybatı ve kuzeybatısında Niksar ile çevrilidir. İlçe toprakları Canik Dağlarının üzerindeki havzanın batı kısmında yer alır. Bu havza ilçe topraklarında genişleyerek İskevsür Ovası ismini alır. Ovanın kuzey ve güneyinde Canik Dağlarının uzantısı olan tepeler bulunmaktadır. İlçenin batısında Büyükçal Tepesi, kuzeyinde de Çartıl ve Sivrilce tepeleri bulunmaktadır. İlçenin güneyi Karaçam ormanları ile kaplı tepelerle çevrilidir.

İlçe topraklarını Kelkit Çayı sulamaktadır. Deniz seviyesinden 1.425 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 130 km2.dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 13.321’dir.

İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve halıcılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında buğday, patates, arpa, nohut ve fiğ gelmektedir.Az miktarda da soğan, sarımsak, lahana, fasulye ve havuç yetiştirilir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, sığır, koyun ve keçi yetiştirilmektedir. İlçenin ekonomisi eskiden büyük ölçüde halıcılığa dayalı iken 1990’lı yıllarda, Körfez Savaşı nedeni ile gerileme göstermiştir. Bununla birlikte ilçe halkının %30’u halıcılıkla uğraşmaktadır.

2İlçenin İlkçağ ve kuruluş tarihi ile ilgili yeterli ve kesin bilgi bulunmamaktadır. Yörede Arkeoloji kazıları ve yüzey araştırması yapılmamıştır. İlçenin kuruluşu ile ilgili bazı söylentiler bulunmaktadır. Ancak bunlar da belgelere dayanmamaktadır. Bir söylentiye göre ilçe, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum-Pontus Devleti’ne açtığı seferden sonra kurulmuştur. Bir diğer söylentiye göre de Niksar ilçesinin doğusundaki Ayvazönü Mevkiine yakın bir yerde kurulmuştur. Nitekim o zamanki Başçiftlik mezarlığı da aynı isimle anılmaktadır.

Niksar çevresindeki bataklıklardan ve sivrisineklerden rahatsız olan halk doğuya doğru giderek ormanlık ve akarsuların bulunduğu bugünkü Başçiftlik ilçesinin olduğu yere yerleşmişlerdir. Bunlar geri döndüklerinde “Öyle bir yer bulduk ki, otu sümbül, kuşu bülbül” diye methetmişlerdir. Bunun üzerine köy halkından öncelikle beş hane, ardından da diğerleri buraya gelmiştir. Bu beş haneden ötürü de Beşçiftlik ismi bu yerleşime yakıştırılmış, zamanla bu isim Başçiftlik’e dönüşmüştür.

İlçenin Belediyesi 1968’de kurulmuştur. Niksar’ın merkez bucağına bağlı dokuz köy 1990’da yapılan bir düzenleme ile, merkezi Başçiftlik olmak üzere ilçe konumuna getirilmiştir.

Erbaa

Erbaa Genel GörünümOrta Karadeniz Bölgesi’nde Tokat İline bağlı bir ilçe olan Erbaa, kuzeyinde Samsun’un Çarşamba ilçesi ile Ordu ilinin Akkuş ilçesi, batısında Amasya’nın Taşova ilçesi, doğusunda Tokat’ın Niksar, güneyinde Tokat Merkez ve güneybatısında Turhal ilçeleri ile çevrilidir. İlçe, Kelkit ve Tozanlı çaylarının birleşerek Yeşilırmak (İris) adını aldığı yerde kurulmuştur. İlçe toprakları, kısmen Tozanlı Çayı olmak üzere özellikle Kelkit Irmağı boyundaki bir ova ile bunu çevreleyen dağlık bölgeleri de içerisine almaktadır. İlçenin üzerinde bulunduğu ovanın kuzeyinde Canik Dağının uzantısı olan Karınca Dağı, güneyinde Sakarat ve Boğalı dağları, doğu ve batısında da bu dağların uzantıları yer almaktadır. İlçenin en yüksek noktası kuzeyindeki Killik Tepe’dir (1.546 m.).

Kuzey ve güneydeki bu iki dağ sırasının arasında Kelkit Nehri’nin geçtiği geniş bir çöküntü alanı vardır. Bu alan Türkiye’nin en etkin olan deprem hatlarından biri üzerindedir. Erbaa 1939 Erzincan depreminde büyük zarar görmüş, 20 Aralık 1942 Niksar-Erbaa depreminde de büyük yıkıma uğramıştır. Bunun ardından 26-27 Kasım 1943’te yeni bir deprem ilçeye büyük zarar vermiştir. Bunun üzerine ilçenin güneyindeki Ardıçlık Köyü yöresinde bahçeli deprem tipi evlerden oluşan yeni bir kent kurulmuştur. Erbaa halkı da 15 Nisan 1944’te bu yeni yerine taşınmıştır.

2Kelkit Nehri’nin yığdığı alüvyonlardan oluşan Erbaa Ovası ilçenin en büyük ovası olup, aynı zamanda da tarım alanıdır. Bu ova güneydoğuda Niksar Ovası’na, batıda da Taşova’ya açılır.

İlçe topraklarını Yeşilırmak’ın en büyük kolu olan Kelkit Nehri sulamaktadır. İlçenin kuzey ve güneyindeki dağlık alanlardan kaynaklanan irili ufaklı akarsular da bu nehri beslemektedir. Kelkit Nehri ilçenin batısında Yeşilırmak ile birleşir. İl merkezine 71 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1111 km2.dir. 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 45.595’dir.

İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık, sanayii ve ticarete dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında tütün, üzüm, baklagiller, şeker pancarı, sebze seracılığı, özellikle domates ve pamuk gelmektedir. Ayrıca arpa, buğday, mısır, nohut, mercimek ve ayçiçeği yetiştirilmektedir. Az miktarda da armut, şeftali ve elma yetiştirilir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Çeki hayvanı olarak kullanılmak ve sütünden yararlanılmak üzere de yaygın biçimde manda yetiştirilmektedir. Kelkit Irmağı’nda da tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır. İlçede sanayii kuruluşu olarak, tuğla-kiremit, parke, kabartma, kereste, tekstil ürünlerini işleyen fabrikalar bulunmaktadır. Ayrıca ilçenin en önemli endüstri ürünü olan tütünün bakımı ve işletme işlerinin yapıldığı Tekel Tütün İşletme Müdürlüğü bulunmakta olup, tütün, bakım ve işlemleri yapıldıktan sonra çevredeki sigara fabrikalarına gönderilmektedir.

3Yöredeki ilk yerleşimin Hitit döneminde başladığı çevrede, özellikle Kelkit Havzasında yapılan kazılardan anlaşılmaktadır. Hititler, ardından Frigler Kelkit Havzası boyunca MÖ.2000-600 yılları arasında bir çok yerleşim alanı kurmuşlardır. Bu dönemlere ait höyük ve tümülüsler, Horoztepe, Hacıpazar ve Zilhor köylerinin çevresinde görülmektedir. Antik Çağ tarihçilerinden Strabon, Pontus Krallığı döneminde burasının Fonorova olarak isimlendirildiğini, bölgede çok sayıda zeytinlik ve üzüm bağlarının bulunduğunu, ormanlık bir alan olduğunu belirtmiştir. Nitekim Pontuslular da bu bölgeden Fonorova olarak söz etmişlerdir. Sonraki yıllarda Pontus krallarından VI.Mitridates bu ismin yerine Opotormo ismini vermiştir.

Pontus Krallığından sonra yöre Roma ve Bizans egemenliği altına girmiş, 344 ve 449 yıllarındaki depremlerden büyük zarar görmüştür. XII.yüzyılda Danişmenlilerin, Selçukluların eline geçen yöre 1413’te Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde 1872 yılında kaza konumuna getirilmiş, 1892’de Tokat sancağına bağlanmıştır. I.Dünya Savaşı’ndan sonra ve Kurtuluş Savaşı sırasında Rum-Pontus çetelerinin saldırılarına uğramıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Tokat’ın il olması ile onun ilçesi konumuna getirilmiştir.

İlçede tarihi eser olarak; Silahtar Ömer Paşa Camisi (XVII.yüzyıl) bulunmaktadır

Niksar

Niksar, Kelkit Irmağı ile Canik dağları’nın kucaklaştığı, Karadeniz sahilleri ile Orta Anadolu bozkırlarının buluştuğu yerde, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan yol üzerinde bulunduğu için tarih boyunca hem ekonomik,hem de siyasi olarak önemli bir mevkii oluşmuştur.

Bu özellikleri ile hem stratejik bir bölge, hem de insanların çok hoşuna giden bir iklim ve verimli  topraklar Niksar’ı cazibe merkezi halin getirmiştir. İte bu cazibe de koskoca bir tarihin hiç ara vermeden bu şehirde yaşanmasına sebep olmuştur.

4Niksar eski çağlarda Pontus adına taşıyan bölgenin içinde yer alıyordu. Yerleşme izlerine M.Ö.III.yy.da rastlanmaktadır. Bugünkü NİKSAR’ın yerinde bulunan ve adı bilinen en eski kent Hellenistik Kaberia’dır. Pontus kralı MİTHRİDATES VI’nın M.Ö.b71.yılında Roma Orduları Komutanı 1. LUCULLUS’la yaptığı savataki yenilgisiyle bütün PONTUS Ülkesiyle    birlikte ROMA İMPARATORLUĞU’nun emrine girdi.M.S.14-37 yıllarında Roma İmparatorluğu TİBERİUS zamanında, kentin isminin NEOKAİZERİA (NEOKAİSERİA) olarak değiştirildiğini görüyoruz. Hıristiyanlığın yayılış dönemlerinde NEOKAİSERİA önemli bir merkez olmuştur.M.S.344-499 yıllarında meydana gelen iki büyük depremle kent tamamen yıkılmıştır.

XI.yy.ın sonuna kadar Bizans İmparatorluğuna bağlı kalan şehir bu tarihten sonra MELİK DANİŞMENT GAZİ  tarafından DANİŞMENTLİLER BEYLİĞİ’ne katılmış ve bu Beyliğe bir süre Başkentlik yaparak  NİKSAR adını almıştır.

XII.yy.da 2.Kılıçarslan Bizans imparatorunu yenerek, son Danişmend  Beyinide zehirleterek NİKSAR’ı SELÇUKLU topraklarınba kattı. 1397 Yılına kadar SELÇUKLU egemenliğinde kalan NİKSAR bu tarihten sonra YILDIRIM BEYAZİT zamanında Osmanlı idarisine girmiştir.

2
    

3
    

4

Roma,Bizans, Danişmendli, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ait bir çok eseri görebileceğiniz Niksar’ın bir diğer özelliği de tabii güzelliğidir.Tarihi eserleri teşhir ve korumak amacıyla  belediye tarafından Türk-İslam Eserleri Müzesi kurulmuştur.

Yayla turizmine elverişli olan Çamiçi Yaylası ulaşım kolaylığı ve tabii güzellikleri  ile hızlı bir gelişme kaydetmektedir.Yaylada toplam 62 yataklı iki motel,48 yataklı 8 dubleks daire ve pansiyonlar mevcuttur. Niksar  Çamiçi Yayla Şenlikleri adı altında Orta Anadolu ve Karadeniz’i kapsayan, ilmi toplantı, bilgi ve şiir şölenlerinin yer aldığı, örf, adet ve geleneklerimizin yaşatılmasına yönelik etkinlikler düzenlenmektedir.

Ayvaz  mesire yeri,dünyaca ünlü 05 sertlik derecedeki ayvaz memba suyu güzel görünümü, sunulan hizmetleri  ile bilinen en cazip dinlenme ve eğlence merkezidir.El sanatları yöremizde gelmiş olup el halısı kilim hediyelik sandık kaval zurna süpürge turizme potansiyeline önemli katkı sağlar.

Niksar kalesi, Yağıbasan Medresesi,Yağıbasan Türbesi, Kale Cami, Kale Hamamı, Kale Kilisesi , Melik Gazi Mezarlığı , Kulak Tekkesi , Akyapı Kümbeti, Çöreği Büyük Cami , Ulu Cami , Cin Cami, Kırkkızlar Türbesi , Hacı Çıkrık Medresesi , Sungur Bey Türbesi, Erzurumlu Emrah Türbesi , Lülecizade Türbesi, Kardeşler Çeşmesi , Taş Mektep , Leylekli Köprü , Talazan Köprüsü , Hamidiye Köprüsü , Hamamlar , Sivil Mimari örneği olan evleri ile bir açık hava müzesi konumundadır.

Pazar

2Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz bölümünün iç kesiminde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Pazar, kuzeyinde ve batısında Turhal, doğusunda Merkez ilçe, güneyinde Artova, güneybatısında da Zile ilçesi ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. İlçe topraklarının kuzeyini Sakarat Dağı (1.956 m.), doğusunu Yaylacık dağı, güneyini Deveci Dağları, batı kesimini de Buzluk Dağı engebelendirir. Bu dağlar arasında düzlük alanlar ve Kazova’nın uzantıları bulunmaktadır. Yeşilırmak vadi tabanının alüvyonlu düzlükler genişleyerek ilçe sınırları içerisinde Kazova ismini almaktadır. İlçe topraklarını Yeşilırmak ve kolları sulamaktadır.

Tokat’a 25 Km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 276 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 20.295’tir.

İlçenin ekonomisi tarıma dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında buğday, arpa, fiğ, şeker pancarı, domates gelmektedir. Az miktarda da yeşil mercimek, fasulye ve sebze yetiştirilir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. İlçede tarım ürünlerini işleyen salça, un ve yem fabrikaları bulunmaktadır.

İlçenin İlk Çağ tarihi ile ilgili kesin ve yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklarda ilk olarak ismi Romalılar döneminde geçmektedir. Romanın ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) sınırları içerisinde kalmıştır.

3Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Melik Ahmet Gazi Danişment tarafından ele geçirilen yöre, Danişmentli Beyliğinin topraklarına katılmıştır. Daha sonra Selçuklular yöreye hakim olmuş, Bizanslılar ile Selçuklular arasında sık sık el değiştirmiştir. Selçuklu Pervane Bey 1285 yılında yöreyi Selçuklu topraklarına katmışsa da Moğol istilası sırasında yıkılmış ve yağmalanmıştır. Bundan sonra 1265’te İlhanlılar, 1335’te Eretna Beyliği, 1381’de de Kadı Burhaneddin’in yönetimine giren yörede isyan başlatan beyler, Yıldırım Beyazıt’a baş vurarak 1392’de kendi istekleri ile Osmanlı topraklarına katılmış ve Amasya Beyliğine bağlanmıştır. Karamanoğullarından Uzun Hasan 1473 yılında yöreyi yağmalamış, ardından Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Yavuz Sultan Selim 1413’te tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.

Osmanlı döneminde 1860 yılında bucak merkezi olmuştur. Cumhuriyet döneminde Turhal’a bağlı bir bucak olan Pazar’ın 1957’de belediyesi kurulmuş, 1987’de de Tokat’a bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eser olarak Mahperi Hatun Kervansarayı, Pazar Köprüsü ile Ballıca Mağarası bulunmaktadır.

Reşadiye

Reşadiye Kapapadokia (Kapadokya) arazisi içerisinde yer alır. Eski kapadokya arazisi elden ele geçmiş, değişik milletler bu arazide değişik medeniyetler kurmuştur. Sırası ile İraninler, Büyük İskender, Pantuslar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Danişmentler, Kadı Burhanettin, Akkoyunlular bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. Sonrasında ise bu arazi Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti altına girmiştir.

6

Reşadiye ilçesi daha çok potus krallığı arazisinin sınırları içerisinde yer alır. Bu krallığın sınırları Kelkit Irmağının Karadenize doğru çizdiği yayın arasında bulunmaktaydı. Bu yayın İçanadolu tarafı ise asıl kapadokyadır. Pontus krallığının sınırlarını Trabzon, Giresun, Ünye, Amasya, Zile, ve Niksar oluşturmuştur.

Pontus kralı VII. Mihridat Kapadokyayı zapteddiği zaman Niksar’la beraber Reşadiye tarafıda Pontusun eline geçmişti.

Pontus Romalılar ile yaptığı mücadeleler sonunda yenilince Pontus Roma’nın bir eyaleti olmuştur. Roma garp ve şark olmak üzere ikiye ayrılıncada Trabzon ve civarı Şark imparatorluğuna düşmüştü. 13. Miladi yılda İstanbul’un Frenk Ehlisalibleri tarafından zapdedilmesi üzerine Aleksis komninos Trabzona firar ederek orada bir Trabzon imparatorluğu kurmuştur ve bu imparatorluk 1204’ten 1461’e kadar devam etmiştir. Son hükümdar David zamanında Osmanlı padişahi Fatih ile yapılan bir savaşta tamamen yıkılıp Osmanlı İparatorluğu topraklarına katılmıştır.

Reşadiye adını taşıyan İskefsir’in derin bir tarihi vardır. Eski tarihlerde Şark-ı Karahisar’ın Erzurum vilayetine bağlı olduğu gerülür. İskefsir hakkındaki araştırmalarda “Erzurum Mihimme Defteri” ile Şebinkarahisar hakkında yazılmış olan eski eserlere bakıldığında Şark-ı Karahisar daha sonra Erzurum’dan ayrılarak Sivas’a bağlandığı görülmektedir.

Önceleri Hamidiye Milas (Bu günki Mesudiye’nin eski adı) ilçesine bağlı olan İskefsir 1906 (Hicri 1322) yılında Sivas valisi Reşit Paşa’nın emirleri doğrultusunda, Şark-ı Karahisar Sancağı Mutasarrıfı Cevat Bey, yanında Mesudiye Kazası Kaymakamı Sırrı Bey, Taburağası Ahmet Bey, Mesudiyeli Ali Çavuşzade, İsmail Bey, Kızılcaviran Köyünden Celebzade Ethem Efendi, Hacı Osmanzade, Şükrü ve Kamil Efendiler, Yağsıyan Köyünden Müderris Salih Hoca, Bozcalı Köyünden Hacı Abidinzade Abdullah Efendi ile civar köyler eşraf ve halkının katılımı ile Kelkit ırmağının Kızey tarafından İlçe merkezinin kurulmasına karar verildi.

Turizm denilince ilk akla gelen Tarih ve denizdir. Tarihi eser bakımından dünyanın en zengin ülkesi olan Türkiye adeta açık hava müzesi gübüdir. Ülkemizde bir çok medeniyetin kalıntılarına rastlarnır bunlarda İlçemizde nasibini almışdır.

Fakat denizmiz yoktur ama denizin olmayışı ilçemizin güzel olmadığı anlamına gelmez ilçemizde birçok irili ufaklu göl ve bunların yanında yeşil ve doğal güzellikleri bulunan yerler vardır.

Ayrıca ilçemizde birde doğa olan kaplıca vardır. Bu kaplıcada her türlü hastalıklarınıza çare bulabilir ve tatilinizi en iyi şekilde geçirebilirsiniz.

İlçemiz, yayla, piknik ve mesire yeri bakımından oldukça zengin bir konumdadır. Bu mesire yerlerinin alt yapısıda tamamlanmıştır. Reşadiyenin başlıca piknin ve mesire yerleri şöyledir:

Gedik, Batmış, Kırgözler, Kirazalanı, Çitle, Kurtgölü, Cimban, Karaçam, Çal, Zınav, Akpınar, Nazım’ın Çeşmesi, Meneşe Pınarı, Yelice Taştekne…

Ayıca göl akımından oldukça zengindir. Bu göller arazinin yapısı itibari ile çok geniş olmasada güzellik açısında oldukça iyidir. Bunların başlıcaları şöyledir :

Zınav Gölü, Göllükköy Gölü, Gödülüş Gölü, Kurt Gölü, Gındıralı Göl, Mehmet Bey Gölü, Sülük Gölü…

Buların dışında ayrıca doğal güzellikleri olan mağralar akarsular ve şelaleler bulunmaktadır.

İlçenin bitişiğindeki kaplıca, Belediye tarafından yaptırılan motel ile hizmet vermektedir. Suyun çıktığı noktadaki sıcaklığı 40-41 derecedir. Yıkanma havuzlarında ise 35-38 derece kullanıma hazır su mevcuttur. Kaplıca romatizmal hastalıklara, felçli hastalara ve kireçlenmelere karşı tedavi edici bir özelliğesahiptir. Kaplıca çevresindeki kayalıklarda yer yer pamukkaleler oluşmuştur

Sulusaray

Sebastapolis Antik Kent KalıntılarıOrtakaradeniz Bölgesi’nde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Sulusaray, doğusunda Yeşilyurt, güneyinde Sivas, batısında Yozgat, kuzeyinde de Zile ve Artova ilçeleri ile çevrilidir. İlçe etrafı dağlarla çevrili bir ova üzerinde, Çekerek ırmağı kenarında kurulmuştur. Tokat’ın güneybatısında yer alan Sulusaray’ın kuzey kesiminde düzlükler yer almaktadır. İlçe topraklarını Deveci Dağları’nın uzantıları engebelendirir. Bu dağlar Çekerek Çayı tarafından da derin vadilerle yarılmıştır.

İlçe topraklarını Yeşilırmak’ın kollarından Çekerek Çayı sulamaktadır. İl merkezine 69 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 260 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 4.160’dır.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler; buğday, arpa, fiğ, şeker pancarıdır. Az miktarda da yeşil mercimek, fasulye ve sebze yetiştirilir. İlçede yaygın biçimde hayvancılık yapılmakta olup, sığır, manda ve koyun yetiştirilir.

2Sulusaray’da yapılan arkeolojik kazılar yörede ilk yerleşimin MÖ.3000 yıllarında Eski Tunç Çağında başladığını göstermiştir. MÖ.2000 yılında Hititler, MÖ.1000 yılında da Frigler yöreye yerleşmişlerdir. Sulusaray’ın bulunduğu yerde antik çağlarda Sebastopolis isiimli bir kent bulunuyordu. Bu antik kentin ne zaman kurulduğu kesinlik kazanamamıştır. Bazı kaynaklara göre MÖ. I.yüzyılda kurulmuştur. Roma İmparatoru Traianus (MS.98-117) zamanında Pontus Galaticus denilen bu yer, Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Kapadokia eyaletine dahil edilmiştir. Bunu içeren bir kitabe de Capadokia Valisi Arrian adına şehrin ileri gelenleri ve halkı tarafından kente konulmuştur.

Sebastopolis Grekçe bir sözcük olup, büyük,azametli; polis; şehir anlamındadır. Bazı kaynaklarda da burası Heraclepolis olarak geçmektedir. Bunu belirten bir diğer kitabe Çekerek Irmağı üzerindeki köprüde yer almaktadır.

Sebastopolis Antik kenti harç kullanılmadan büyük boy kesme taşların üst üste bindirilmesi ile yapılmış surlarla çevrilidir. Bu surlar dörtgen payandalarla desteklenmiş, bazı yerlerine de yarım daire planlı burçlar yerleştirilmiştir. Tokat Müzesi’nin yapmış olduğu kazılar sonucunda surların içerisinde hamam ve mabedin yeri tesbit edilmiştir. Ayrıca burada tiyatro, agora, cadde ve diğer devlet yapılarının olduğu da sanılmaktadır. Kentin yerleşim planı Bergama Antik kenti ile büyük benzerlik göstermektedir. Kazılarda ele geçen buluntular Tokat Müzesi’nde sergilenmekte olup, Sebastapolis aynı zamanda Açık Hava Müzesi olarak korunmaktadır.

3Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) toprakları içerisinde kalan yöre, Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Danişmendlilerin egemenliğine, ardından Eretna Beyliğinin ve Kadı Burhanettin’in yönetimine girmiştir. 1399’da I.Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmışsa da 1402’de kısa süre Moğolların egemenliğine girmiştir. 1413’te kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

Osmanlı döneminde köy niteliğindeki Sulusaray, 1921’de Tokat’a bağlı bucak olmuş, 1923 depreminde zarar görmesinden ötürü ilçe merkezi Tokat’a bağlı Çamlıbel bucağına nakledilmiştir. Daha sonra 1944 yılında Artova’ya nakledilmiştir. Yeşilyurt ilçesine bağlı bucak olan Sulusaray 1990 yılında ilçe konumuna getirilmiştir.

Turhal

2Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz bölümünde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Turhal, kuzeyinde Amasya, kuzeydoğusunda Erbaa, doğusunda Tokat Merkez, güney ve güneydoğusunda Pazar, batı ve güneybatısında Zile ilçesi ile çevrilidir. Tokat’ın kuzeybatısında etrafı dağlarla çevrili bir ova üzerinde yer almaktadır. İlçe topraklarının kuzey kesimini Buzluk ve Sakarat Dağları, doğusunu Yaylacık Dağlarının batı uzantıları, güneyini de Deveci Dağları engebelendirmektedir. Kesicik tepe (1.450 m.), Kamalı Çal Tepe (1.200 m.), Mercimek Tepe (1.201 m.) ilçedeki belli başlı yükseltilerdir.

Yeşilırmak ve Ona katılan akarsuların getirdiği alüvyonlardan oluşan Turhal Çöküntü alanı Yeşilırmak Havzasında yer almaktadır. Yeşilırmak Vadi tabanındaki düzlükler Tokat İli’nden sonra genişler ve Kazova ismi ile anılır. Kazova aynı zamanda Turhal’ın başlıca tarım alanıdır.

Türkiye’nin en büyük akarsularından biri olan Yeşilırmak Turhal şehrinin ortasından geçmektedir. İlçe topraklarını Yeşilırmak’ın kollarından Kurucuk ve Keçeli dereleri sulamaktadır. Keçeci Deresi ile Yeşilırmak aynı zamanda kuzeyde ilçenin doğal sınırını oluşturmaktadır. Kazova’nın çukur bir kesiminde de suların birikmesinden oluşmuş Kaz Gölü bulunuyordu. Bu göl daha sonra kurutularak tarım alanına dönüştürülmüştür. Deniz seviyesinden yüksekliği 493 m.dir. İl merkezine 46 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 911 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 101.900’dür.

3İlçede orta Karadeniz iklimi ile iç Anadolu bölgesi iklimi arasında bir geçiş iklimi görülür bu nedenle genelde ılıman bir iklime sahiptir. Genel olarak yaz mevsimi alçak alanlarda sıcak ve kurak yüksek yerlerde serin geçer.

İlçenin bitki örtüsü step görünümündedir. Dağlık kısımlarda çam, meşe, kayın, çınar, kızılcık ve ceviz ağaçlarından oluşan ormanlar bulunmaktadır.

İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; şeker pancarı, ayçiçeği gelmektedir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan yetiştirilmektedir. Hayvancılığa bağlı süt ürünleri tesisleri bulunmaktadır. İlçede sanayi kuruluşu olarak Kazova Tarım İşletmesi, Turhal Şeker Fabrikası bulunmakta olup, Turhal Makine Fabrikasında Türkiye’deki şeker fabrikaları için yedek parça ve diğer sanayii kuruluşları için çeşitli makine donatımı üretilmektedir. İlçe topraklarında antimon, kireç taşı ve traverten yatakları bulunmaktadır.

Antik Çağlarda Turhal Pontus Galatikus, Ustus Polemoniakus, Komona Pontik gibi isimlerle tanınan Turhal yöresindeki ilk yerleşimin başlangıcı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber MÖ.3000 yıllarına ait Sümer dilinde yazılmış iki yazıtta Turhal Kalesinden söz edilmesi, yörenin eski bir tarihi olduğunu ortaya koymaktadır. Turhal yöresinde MÖ.745’te Asurlular, MÖ.7000’de Kimmerler, MÖ.612’de Medler, MÖ.546’de Persler hakim olmuşlardır. Anadolu’da Pers hakimiyetine son veren Büyük İskender yöreyi egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra, komutanlarından Sabiktas yörede bağımsızlığını ilan etmiştir. Ardından Pontuslular yöreye hakim olmuş, MÖ.I.yüzyılda da Roma, Bizans ve Trabzon Rum İmparatorluğunun egemenliğine girmiştir.

4Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Danişmendlilerin egemenliğine, ardından Eretna Beyliğinin ve Kadı Burhanettin’in yönetimine girmiştir. 1399’da I.Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmışsa da 1402’de kısa süre Moğolların egemenliğine girmiştir. 1413’te kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

XIX.yüzyılın ikinci yarısında, 1854-1878 Kırım savaşı, 1855-1859 Şeyh Şamil Ayaklanması ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Anadolu’ya gelen Balkan ve Kafkas göçmenlerinin bir bölümü Turhal yöresine yerleştirilmişlerdir.

XIX.yüzyılın sonlarında Sivas vilayeti Tokat sancağının merkez kazasına bağlı bir nahiye olarak yönetilen Turhal, Cumhuriyetin ilanından sonra bu konumunu sürdürmüş ve 1944’te ilçe yapılmıştır.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Turhal Kalesi, Kervansaray (1237), Halil Bey Camisi (1336), Sinan Bey Camisi (1542) ve Turhal Köprüsü bulunmaktadır.

Yeşilyurt

1İç Anadolu Bölgesi’nde Tokat İli’ne bağlı bir ilçe olan Yeşilyurt, doğusunda Tokat merkez ilçe, güneyinde Sivas, batısında Sulusaray, kuzeyinde de Artova ilçesi ile çevrilidir. İlçe etrafı dağlarla çevrili Artova-Sulusaray kıvrımında yer almaktadır. Tokat’ın güneybatısında yer alan Yeşilyurt’un kuzey kesiminde düzlükler yer almaktadır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. İlçe topraklarının kuzeyini Deveci Dağları’nın uzantıları ile güneyini Çamlıbel Dağları engebelendirir. Bu dağlar arasında kalan vadi tabanı yerleşim alanlarını oluşturmaktadır.

İlçe topraklarını Yeşilırmak’ın kollarından Çekerek Çayı ile Özdere Suyu sulamaktadır. İl merkezine 56 km. uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 1.050 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 207 km2 olup, toplam nüfusu 14.111’dir.

2İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında patates, şeker pancarı ve baklagiller gelmektedir. Hayvancılıkta ise aile içi tüketimine dayalı küçük ve büyükbaş hayvan yetiştirilmektedir.

İlçe 13 haneli Musaköy’de kurulmuştur. 1864’de Kafkas göçmenleri, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sırasında Kars, Erzurum, Bayburt ve Artvin yöresinden gelen göçmenlerin yerleştirilmesi ile hane sayısı 80’e ulaşmıştır. 1932 yılında Sivas-Samsun demiryolunun açılması ve burada istasyon binasının yapımı ile önem kazanmış ve çevrede yapılanma artmıştır.

Musaköy’ün 1972’de Belediye teşkilatı kurulmuş, 1982’de ismi Yeşilyurt olarak değiştirilmiştir. 1984-1986 yılları arasında Afgan ve Türkmen göçmenlerinin (114 hane) buraya yerleştirilmesi ile nüfusu artmış ve 1987 tarihinde de ilçe konumuna getirilmiştir.

Zile

2Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümünde, Tokat İline bağlı bir ilçe olan Zile, doğusunda Turhal ilçesi, güneyinde Artova ilçesi ve Yozgat iline bağlı Kadışehri ilçesi, batısında Yozgat ilinin Çekerek ilçesi ve Amasya’nın Göynücek ilçesi, kuzeyinde de Amasya ili ile çevrilidir. Tokat’ın batısında yer alan ve ilin en büyük ilçesi olan Zile’nin üç tarafı dağlarla çevrilidir. Kuzey ve batı kesimini Buzluk Dağı, güneyini ise Deveci Dağları (1.892 m.) engebelendirir. Bunun dışında Güvercin Çalı, Hüseyin Gazi Tepesi ve Sivriçal Tepesi ilçedeki diğer engebelerdir.

Zile Çayı Vadi tabanının genişlediği kesimdeki düzlükler Zile Ovası ismi ile tanınmaktadır. Ayrıca Kazova’nın batı uzantıları da ilçenin doğu kesimini kaplamaktadır. İlçe topraklarından kaynaklanan sular Yeşilırmak aracılığı ile Karadeniz’e dökülür. İlçe sınırları içerisinden geçen Çekerek Irmağı ve Hotan Çayı diğer akarsularıdır. İlçe topraklarının tarıma açık bölgeleri Devlet Su İşlerince yapılan Belpınar ve Boztepe Barajlarının topladığı sularla sulanmaktadır. Ayrıca Dereboğazı Deresi üzerinde bir regülatör ile birlikte; Koçaş, Kazıklı, Evrenköy, Belkaya, Boldacı, Yukarı Dağiçi ve Güzelbeyli’de bulunan sulama göletleri ile de sulama yapılmaktadır.

İl merkezine 70 km. uzaklıktaki ilçenin deniz seviyesinden yüksekliği 710 m.dir. Yüzölçümü 1.512 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 110.139’dur.

4Zile İç Anadolu ile Karadeniz arasında geçiş iklimine sahiptir. Yazlar iç Anadolu’nun ki gibi ne fazla sıcak, kışları da yine İç Anadolu ve Doğu Anadolu’daki gibi çok soğuk değildir.

İlçenin bitki örtüsü genellikle step görünümünde olup, dağlık alanlarda kayın ve meşe ormanları, yüksek kesimlerde ise sarıçam ormanları bulunmaktadır.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; şeker pancarı, buğday, arpa, mercimek, nohut, ayçiçeği, üzüm ve elma gelmektedir. Zile’nin yöresel olarak ünlü ürünleri arasında leblebi ve pekmez bulunmaktadır. Hayvancılıkta daha çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi yetiştirilir. Ayrıca sığır besiciliği ve arıcılık da yapılmaktadır.

Büyük sanayii kuruluşlarının olmamasına rağmen, İlçede un, yem, tuğla-kiremit, çuval, plastik ayakkabı, pekmez, mermer fabrikaları bulunmaktadır. Ayrıca akü, demir alüminyum döküm, kolonya, mozaik taşı, lastik, mobilya, konfeksiyon, gazoz, lastik kaplama, briket, hızar ve kereste atölyeleri ile imalathaneleri bulunmaktadır.

34İlçede yapılan düz dokumalar ve Zile kilim ve halılarının ekonomisinde katkısı olduğu kadar, Türk halı sanatında da önemli bir yeri vardır.

Zile’nin Boztepe bucağına bağlı Maşat Köyü yakınlarındaki Maşathöyük (Tabigga) ile Zile Höyüğünde (Anzilia) yapılan kazılarda ele geçen buluntular ilçenin eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Maşathöyük ve Zile Höyüğü Hititler döneminde önemli bir yerleşim merkezi idi. Strabon’a göre Zile, Asur Krallığının başkenti olan Ninova’nın melikesi Semiramis tarafından kurulmuştur.

Zile sözcüğünün kaynağı kesin değildir. Strabon’un buradan Zelitis-Zela olarak söz etmesi bu yerleşimin çok eski olduğuna işaret etmektedir. Zile’nin 29 km. güneydoğusundaki Maşathöyük’te araştırma yapan Ord. Prof.Şevket Aziz Kansu ve onun ortaya çıkardığı buluntulara dayanılarak Şemsettin Günaltay, Hititlerin burada yaşadığını ortaya koymuştur. Ayrıca Zile’deki Maşathöyük kazılarında ele geçen tabletler de Yeşilırmak Havzası boyunca sıralanmış Hitit yerleşim merkezlerinden Anzilia’dan söz etmektedir. Büyük olasılıkla Anzilia sözcüğü zamanla Zile’ye dönüşmüştür.

MÖ.1916’da yöre Asurluların yönetimine geçmiştir. MÖ.XV.yüzyıldan sonra Kaşkalar burasını yakıp yıkmış, MÖ.VIII.yüzyılda Frigler yöreye hakim olmuş, MÖ.VII.yüzyılda da Kimmerler tarafından yağmalanmıştır. MÖ.VI.yüzyılda Anadolu’nun büyük bir bölümü ile birlikte Persler buraya da hakim olmuşlardır. Persler Yeşilırmak havzasına önem vermiş ve tarihi Kral Yolu’nu buradan geçirmişlerdir. I.Darius zamanında Anadolunun en büyük eyaleti olan Kapadokia ikiye bölünmüş ve Zile kuzeydeki Pontus Kapadokiası içerisinde kalmıştır. Persler burada kendi tanrıları olan Anahita (Anahitis, Anos, Anadates) adına bir mabet yaptırmışlar ve bu mabedin çevresinde Sonbaharda yapılan Sakaia şenliklerini düzenlemişlerdir.

Zile KalesiMÖ.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’daki Pers imparatorluğunu sona erdirirken Zile yöresini de kendi topraklarına katmıştır. İskender’in ölümünden sonra topraklarını paylaşan generallerinden Ornets Kapadokia ile birlikte Zile’yi de egemenliği altına almıştır. MÖ.III.yüzyılda Pontus Krallığının egemenliğine girmiştir. Kapadokialılar Romalılardan Pontuslulara karşı koyabilmek için yardım istemiş ve Romalı general Sulla komutasındaki ordu Mithridates’i mağlup ederek Kapadokia’yı ele geçirmiştir. Sulla’nın Roma’ya dönmesi ve MÖ.78’de ölümü üzerine Mithridat yeniden Roma’ya karşı savaş açmıştır. MÖ.67’de Romalı Triarius ile Mithridates Zile’ye 5 km. uzaklıktaki Skotis’te (bugünkü Altıağaç Mevkii) savaşmışlar ve savaşın galibi belli olmamıştır. Mithridates yöreye hakim olmasına rağmen kısa bir süre sonra Romalı Pompeius, Mithridates’i yenerek yöreye hakim olmuştur. MÖ.66’da Romalılar buraya hakim olmuş, bu arada II.Pharnakes yörede Pontus yönetimini yeniden kurmak istemişse de MÖ.47’de eski ismi ile Zela olan bugünkü Zile’de yapılan savaşta İulius Caesar’a yenilmiştir. Zile Kalesi içerisindeki bir taşa Iulius Caesar tarafından “Veni, Vidi, Vici - Geldim, Gördüm, Yendim” sözleri yazılmıştır. Aynı zamanda bu şehre Caesar’ın karısının ismi verildiği de kaynaklarda geçmektedir.

Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra Bizanslılar buraya hakim olmuş ve XI.yüzyıl başlarında Bizans’ın Armeniakon Theması’nın sınırları içerisinde kalmıştır. Bizans döneminde yöre Sasanilerle Bizanslılar arasında sürekli el değiştirmiştir. Bu yüzyıldan sonra Asya’dan Türkmen toplulukları buraya yerleşmeye başlamıştır.

5Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Zile, Melik Ahmet Danişmend Gazi tarafından Bizanslılardan alınmıştır. 1174 yılında Anadolu Selçukluları’ndan İzzettin II. Kılıçaslan Sivas ve çevresini ele geçirmiş ve Danişmendli egemenliğine son vermiştir. Böylece Selçukluların yönetimine giren yöre kültürel yönden gelişmiştir.Bundan sonra İlhanlıların denetimi altına giren yöre Moğollar tarafından yağmalanmış, bunu Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Devleti ve Akkoyunluların yönetimi izledikten sonra 1397’ de Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Celali İsyanlarından büyük ölçüde etkilenen Zile’den Evliya Çelebi Seyehatnamesi’nde “Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Bu bahçelerde bülbüllerin ötüşü, insan ruhuna sefa verir. Meyveleri lezzetli olup, her tarafa hediye olarak gönderilir. Her bağında, birer köşk, havuz, fıskiyeler ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplere dostturlar, kin tutmaz, hile bilmez, deryadil, haluk, selim ve halim insanlardır. Herkese iyi zanda bulunurlar. İyi geçinirler. Hayırlı yapılar yaptırmaya hevesleri çoktur. Cami, saray, köşk ve imaretleri o kadar metin ve güzel olur ki, buralara girenler hayran olurlar. Şehir genişlik ve ucuzluk bir yer olup dünya yüzünde eşi yok gibidir. Yılın her zamanında halkının nimetleri boldur. Hacı Bektaş Veli’nin hayırlı ve bereketli dualarıyla bu eski tarihî şehir, Âlimler Konağı - Fazıllar Yurdu ve Şairler Yatağıdır”. Diye söz etmektedir.

XIX.yüzyıl sonlarında Sivas vilayetinin Tokat sancağına bağlı bir kaza olarak yönetilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında burada çıkan Zile Ayaklanması’ndan yöre halkı etkilenmiş ve Sivas ile Erzurum’dan gelen birlikler bu ayaklanmayı 12 Haziran 1920’de bastırmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın başından sonuna kadar Zile Halkı Kuvay-ı Milliyeci’lerin yanında yer almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra da ilçe konumunu sürdürmüştür.
sponsor_6
sponsor_1
sponsor_7